İçi boşaltılmış kavramlar veya yuvarlak söylemler (1)
İnsanlık yaşamında net olmak önemlidir. Hemen her insan, netlik içinde olmanın, ne söylediğini biliyor olmanın önemini vurgular. Buna rağmen insanlar karışıklığı, bulanıklığı yaşarlar.
Felsefi düşünceler, ideolojiler ve dinler, karışıklıklara karşı çıkarak netlik üzerinde dururlar.
İki kavram, yalan ve riyakârlık, netliğin, açıklığın karşıtı, karıştırıcısı olarak karşımıza çıkar.
Müslümanlar için şirk kavramı, birbirinden farklı düşünce, ideoloji veya dinsel öğelerin karıştırılarak ortaklık içinde yaşama sokulmasıdır.
“Düşündüğün gibi yaşamıyorsan, yaşadığın gibi düşünürsün” özü çerçevesinde düşünüldüğünde, karışık ve karıştırılmış yaşam, karışık, karıştırılmış düşünceler doğurur.
Eğer yaşam karışık ve karıştırılmış ise…
Buna paralel karışık ve karıştırılmış düşünceler oluşturulmuşa…
O zaman düşüncelere ait kavramların içi boşaltılmış veya kavramlara ait söylemler yuvarlanılmıştır.
Her düşüncenin kendine özgü ürettiği kavram, bir başka düşünceye ait değildir. Yani her düşünce, kendi kavramlarını, kendi ilke ve kurallarına göre üretir. Kavram üretmenin temelinde yatan bu öz, düşünceleri kuvvetlendirir, özelleştirir.
Düşüncelerin ürettiği her kavram, kendi düşüncesine dost, diğer düşüncelere düşmandır.
Ancak hayattaki durum böyle olmamaktadır. Birbirine karşıt düşüncelerin ürettiği kavramlar birbirine karşıt olacaklar iken, birleşik yaşama alışarak, düşmanlıkları bir kenara bırakırlar.
Düşüncelerin ürettiği kavramlar, farklı düşüncelere, kavramlarına düşmanca tavır takınmıyorsa, yaşama yeni bir düşünce doğmuş demektir.
Bunu şöyle akla yaklaştırabiliriz.
Mesela X ve Y düşünceleri vardır.
X ve Y düşünceleri yaşama dair kavramlarını oluşturur.
X’in kavramları, Y’nin kavramları birbirinden farklıdır.
X’e din, Y’ye ateizm (Tanrı’yı ve dini inkâr etmek) dersek, dinin ürettiği kavramlar ile ateizmin ürettiği kavramlar aynı değildir.
Şimdi biz dini ve ateizmi birlikte yaşamaya başlarsak, o zaman iki düşüncenin ürettiği kavramlar hayatımızda var olacaktır.
Aslında din ve ateizm karşıt düşüncelerdir. Birbirine dost değillerdir. O nedenle kavramları da birbirine dost olmayacaklardır.
Dinin ve ateizmin kavramları insan hayatında yaşamını sürdürüyorsa…
Dikkatinizi çekerim toplum değil, toplumda her iki düşünce belirli şartlarda anlaşarak birlikte yaşayabilirler.
Sözünü ettiğim sadece bir insanda iki düşünce birleşik olursa, yani insanın bir yanı ateizmi, diğer yanı dini yaşarken, yaşamına iki düşünce, iki düşünceye ilişkin kavramlar yansırsa, o zaman düşünceler ve kavramlar düşmanlığı bırakmış, dostluğa başlamışlardır.
Böyle bir şey olabilir mi?
Yani birbirine karşıt, düşman iki düşünce, bir insanda aynı anda var olarak, dostluk oluşturabilirler mi?
Olabilir düşüncesine ulaşıyorsak o zaman gerçeği görmemiz gerekir. Gerçek, birbirine düşmanlığı bırakarak dostluk oluşturan düşünceler ve kavramları, artık kendine özgü değillerdir.
İçleri boşaltılmış, yuvarlanmış kavramlar, söylemler olarak karşımıza çıkar.
Zira hiçbir düşünce, kendinden ödün vermeden, karşıtı olan düşünceyle bir araya gelmez.
Kendinden ödün veren düşüncelerin kavramları da artık eski kavramlar değil, kendilerini doğuran, özü yitiren içi boş kavramlardır.
İlahi kitaplar bu durumu şirk olarak tarif eder. İlahi kitaplara göre şirk, Allah’tan din ile Allah’a karşıt düşüncelerin insanın hayatında birlikte var olmasıdır.
Bir insan kendi iç dünyasında, aklında, düşünde, düşüncesinde, kalbinde bunu başarmışsa, düşünceler arası ortaklığı teşekkül ettirmiştir.
Aslında ne ateizm, ne de dinler böyle bir ortaklığı öz itibariyle asla kabul etmezler.
Her düşünce kendi içinde, kendi özleriyle, ilkeleriyle, kavramlarıyla bütünleşerek güçlenir.
Bütün düşüncelerin inanç temelini bu öz oluşturur. Hiçbir düşünce, kendi özlerinden gelmeyen ilke, kural ve kavramlarla güçleneceğine inanmaz.
Sekülerizm, yani birbirinden farklı iki düşüncenin yaşam oluşturması felsefi olarak iki yüzyıllık bir tartışmaya dayansa da, aslında insanlığın dünya yaşamında her zaman var olagelmiştir.
İlahi kitaplara bakıldığında, ilahi kitaplarda düzeltilmek istenen, doğruya çağrılan insanlar ateist, tanrıtanımaz değillerdir. Aksine tanrı ve din kavramlarına sahip olan.. Yöneticilerini, doğal varlıkları, toplumsal değerlerini tanrılaştıran… Tanrı’ya rağmen dünyalık kavramlarıyla oluşturdukları tanrı, din düşüncesini birlikte yaşayanlardır.
İnsanın Tanrı’ya isyan yanı ile Tanrı’ya kul yanı kendi içinde çelişkilerine rağmen birleşerek, yeni bir anlayış oluşturur. Artık insan ne tam Tanrı düşmanıdır, ne de tam Tanrı kuludur. Bir taraftan Tanrı’ya inanırken, dünya yaşamında Tanrı’nın olmamasını ister. Dünyaya ait düşüncelerini, kavramlarını ve yaşamını kendisi oluşturur. İnsanın Tanrı’ya karşı ikirciklik yapısı, yeni bir düşünceyi doğurmuştur. İlahi kitaplar insanın ikirciklik yapısını, inançta düşüncede ortaklık tesis etmek olarak tarif ederler. İlahi kitaplar konuya farklı açıdan bakarak, insanın bir yanı Tanrı’ya yakın, diğer yanı insanı dünyaya egemen kılan düşünceyi putperestlik diye tanımlarlar.
İlahi kitaplara göre putperestlik tanrıtanımazlık değildir. Aksine putperestlik tanrı inancının sapmış şeklidir.
İlahi kitaplar ateizmden çok, putperestlik üzerinde durur. Putperestlik şirk kavramlarıyla açıklanır.
Kısaca ilahi kitapların özü, insanları Tanrı’dan gelen düşünce, ilke ve kurallar çerçevesindeki kavramlara göre düşünmeye, yaşamaya çağırır. Çağrıyı kabulün adı hidayet etmektir.
Hidayet etmek, inanılan düşünceye göre kavramlar oluşturmak ve hayata yansıtmaktır.
Kur’anda “dini yalnız Allah’a halis kılın” ifadesinin anlamı budur. .
Yani, düşüncelerinize, hayatınıza hâkim olacak tüm kavramları yalnız Allah’tan gelen bilgilere göre oluşturun. Allah’a, Allah’tan gelen bilgilere rağmen kavramlar oluşturmayın. Dininizin karşıtı düşüncelerle düşünce birliği oluşturarak, ortaklık (şirk, şirket) kurarak, kavramlaştırma yapmayın. Şirk içinde oluşturduğunuz kavramlar ile hayatınızı yaşamayın.
İnsanların şirk içinde olması, Allah’tan gelen bilgilere göre oluşacak kavramların özünün kaybolmasına, gücünün yitmesine, içinin boşalmasına neden olacaktır.
Günümüz dünyası sekülerizm’i yaşamaktadır. Sekülerliği yaşayan toplumlarda, özü kaybedilmiş din, yine özü kaybedilmiş ateist düşünceler karıştırılarak, Tanrı gökyüzüne gönderilmiş, insan yeryüzünün hükümranı sayılmıştır.
Düşüncelerin aslından, özünden uzaklaşmak, ortaya karışık düşünceler çıkarmak, yeni kavramlar oluşturmaktır demiştik.
Şimdi vereceğim örneklere dikkat ediniz.
Seküler düşünce kendine göre din tanımı yaparak, kendisinin tarif ettiği dine göre kavramlar üretmiştir.
Ateist sol, kendine göre ateizm üreterek, insanı tanrılaştırarak, Tanrı fikriyle uzlaşmıştır. Uzlaşının sonucu, Tanrı aşığı Yunus’un şiirleri ateistlere, hak ve insan âşıklığı için yol gösterici olmuştur.
Günümüzde sol aydın ve müzisyenlerin dilinden “şol cennetin ırmakları”, “Allah Allah deyu deyu” gibi ilahileri duymak garip olmamıştır.
Yine sol düşünceli müzisyenlerin ağzından, sazlar eşliğinde “Bismillahirrahmanirrahim”in estetik bir şekilde söylendiği unutulmamalıdır.
Dine inandığını söyleyenler ise, ateistlerden, kapitalistlerden daha çok dünyacı anlayışlara sahip olarak, sanki tek amaçları dünyalık çıkarları korumak, yükseltmekmiş gibi hayatı yaşamaya başlamışlardır.
Geçmişte seküler ve ateist düşünce sahiplerinin oluşturduğu burjuvaya karşılık, günümüzde muhafazakâr “dindar” kesimde kendi burjuvasını yapılandırmaya başlamıştır.
Burjuva dediğimizde aklımıza neler gelmektedir.
İnsanları sınıflamak…
Sınıflanan insanlar arasından üstün sınıf yaratmak…
Yaratılan üstün sınıfı, siyasi, ekonomik, sosyolojik derecelerle yükseltmek…
Halk sınıfını ise, tevekküle, sabra, umuda sarılmış hayata hazırlamak…
İnsan eşitliğini, hakça (adilce) paylaşımı öne çıkaran, din ve sol düşüncelerin sekülerleşerek burjuvazi yaşama dönüşen anlayışlarda özlerinin kaybolmadığını söylemek zordur.
Sekülerleşmiş düşüncelerde, ateizm ve din düşünceleri aslını / özünü kaybetmiştir.
Aslını / özünü kaybetmiş kavramlar dillerde dolaşmaya başlar. İşte dillerde dolaşan dine ve ateizme ait kavramlara içi boşaltılmış kavramlar veya yuvarlak söylemler diyebiliriz.
Mesela, insanlar eşittir…
Yaratılanı severim yaratandan ötürü. (Tanrı aşığı söylüyor… Tanrı tanımaz ateist tekrar ediyor)
İnsanlar arasında hakça (adilce) paylaşım olmalıdır.
Hiçbir insanın diğer insana üstünlüğü yoktur.
Akıl insana sürekli doğruları gösterir.
Bilim rehberimizdir.
Tanrı her zaman gerçeği söyler.
Bu dünyada gerçekleşmeyecek her adalet Tanrı katında gerçekleşecektir.
Kötülük yapan bütün insanlar bir gün mutlaka Tanrı’nın tokadını yer.
İnsan olmak, düzgün kişilikli, yalandan, riyakârlıktan uzak olmaktır.
Aklın, bilimin, vicdanın zararlı gördüğü her şey kötüdür. İnsanlık yaşamından uzaklaştırmalıdır.
Örnekleri daha çoğaltabilirim. Yazdıklarım Tanrı’ya inanan ve inanmayan insanların, insanlığa dair söylemleridir.
Dürüstlük, kişilik, adalet, hak, eşitlik, özgürlük, adalet gibi temel kavramlar…
Gerçeği görmek, yalandan, riyakârlıktan uzak kalmak gibi genel kavramlar…
Düşüncelerin kendi özlerinde kavramlaştırılmışken, sekülerizm düşüncesi ve yaşamında, hepsinin içi boşaltılmıştır.
Günümüzde görülen gerçek, yukarıda saydığım her cümle dine inanan ve ateist düşünceye sahip olanlarca onaylanır. Seküler anlayışa inanan ve yaşayanlarca da onaylanır. Ama özellikle seküler yaşamda, sözünü ettiğimiz cümlelerin özlerine aykırı yaşam nedeniyle toplumun yozlaştığına, bozulduğuna da inanılır.
Günümüzde yapılan ortak yorum, ortak söylem; yalan, riyakârlık, rüşvet, kötülük, çıkarcılık alıp yürümüştür.
Peki, böyle bir durumda, düşünceler, inançlar ortada kalmış mıdır?
Sürekli dillerde dolaşan dine, düşüncelere ait temel kavramların içi dolu mudur, boş mudur?
Bunu anlamak için düşüncelerin, dinlerin felsefi yapılarına bakınız.
Sonra söylemleri izleyiniz…
Daha sonra hayattaki pratiği inceleyiniz.
Düşenceler / inançlar söze, sözler eyleme dönüşmüş müdür?
İnsanlardaki ortak şikâyet aynıdır. Düşünceler / inançlar söze, sözler yaşama / eyleme dönüşmemektedir.
Bir ikiyüzlülük, çıkarcılık alıp yürümüştür.
Seküler yaşam tarzı, insana çıkarına uygun olduğunda Tanrı’ya yönelmeyi, yine çıkarına uygun olduğunda dünyaya yönelmeyi öğretmiştir.
Böylece dünyalık ateizm, seküler düşüncenin etkisiyle maneviyata soyunarak kavramlarının içini boşaltmıştır.
Tanrı’ya göre hayat yaşamayı seçen dine inananlarda seküler düşüncenin etkisiyle çok iyi çıkarcı oldular. Dünyalarını imar etme gayretiyle, dinlerine ait kavramlarının içini boşalttılar.
Sonuçta seküler düşünce, yeni bir düşünceyi, yaşam tarzını ve kavramlarını üretti.
Seküler düşüncenin ürettiği kavramları şu şekilde özetleyebilirim.
Ateizmin ve dinin söylemlerini kullanmak…
Ateizmin ve dinin temel kavramlarını kültür edinmek…
Ateizmin ve dinin temel kavramlarının içini boşaltmak…
Her düşü, düşünceyi, kavramı, ilkeyi ve kuralları, çıkara endeksli olarak algılamak.
Böylece seküler düşünce, içini boşalttığı kavramlar ile konuşurken, yuvarlanmış sözler kullanmayı, düşüncelerin inançların değerlerini diline dolamayı, kendi adına doğru dürüst hiçbir kavram üretememeyi sergilemiştir.
Doğuda, batıda ve ülkemizde seküler düşünceden yana olanların söylemlerine dikkatle bakınız. Onları gerçekçi bir şekilde irdeleyiniz.
Düşüncelerinin ve kavramlarının özünde, ateizme, dinsel değerlere ait kültürlerin kullanılması, istismarı vardır.
Ne yazık ki, günümüz Müslümanları seküler düşüncenin etkisiyle, İslam dinine ait kavramların içini boşaltarak kullanmakta, hayatına yansıtmaktadır.
Ne yazık ki, günümüz solu, ateisti, seküler düşüncenin etkisiyle, bilime, bilimsel değerlere ait kavramların içini boşaltarak kullanmakta, hayatına yansıtmaktadır.
Ne yazık ki, günümüz insanlığı, insanlık adına geçmişte ve bugün üretilen ne kadar değer varsa, hepsinin içini boşaltarak kullanmakta, hayatına yansıtmaktadır.
Ne yazık ki, günümüzde seküler düşüncenin ürettiği yaşam, hırsı, çıkarı, sınırsız yaşamayı öne çıkarmıştır.
Ne yazık ki, günümüzde insan hırsı, çıkarlarının sınırsızlığı toplumun genelini kendine köle almıştır.
(Devam edecek) |