Üzerimize
Görev
Almalıyız...
İnsanlar hangi düşüncede, inançta olursa olsunlar, üzerlerine görev almaları gerekir. İnançları için görev almazlarsa, inançlarıyla bildikleri, bilince ulaştırdıkları hiçbir anlam ifade etmez.
Müslüman bir ülkede yaşıyoruz. Hemen herkes İslam dininden olmanın gururunu yaşıyor. Toplumda göğsümüzü gererek, ağzımızı doldurarak, en güzel dinin bizim (İslam) dinimiz olduğunu haykırıyoruz.
Bildiğimiz dinler, Hıristiyanlık, Musevilik ilahi dinlerden sayılmasına rağmen tahrif edilip bozulmuştur. Budizm ve diğerleri ise zaten üzerinde konuşmaya değmez. Konuya böyle bakar, düşüncelerimizi genelleştiririz.
Ne var ki, söylemlerimiz böyle iken, inançlarımızı yaşamaya gelince, yaşamımızda inançlarımız yoktur. Övmekle bitiremediğimiz inancımızın güzelliklerini yaşamak sanki dünyanın en zor işidir.
İnanca ait bilgilerimizin cehaletinden söz ederiz. Günlerce, aylarca, yıllarca dini anlamak için çalışırız. Dinimizin ilkelerine, kurallarına, hükümlerinin güzelliklerine ait çok şey okuruz. Aramızda dillendiririz. Sohbetlerde tartışırız.
Peki, sonuç ne olur?
Sanki koca bir hiç…
Yaşamımızda, hayatımızda, kimliğimizde, kişiliğimizde bir türlü dinimizin ilkeleri, kuralları oluşmaz. Hayatımızda dinin güzel yapısı gerçekleşmez.
Neden?
Nedenleri düşünmeden sıralarız.
Cahiliz… Daha öğreneceğimiz çok şey var.
Bilinçli değiliz... Daha bilinçleneceğimiz çok şey var.
Gerçekten doğru mu?
Yoksa neden başka mı?
Bunu anlamak için sokağa çıkınız. Karşınıza ilk gelen 10–15 arası çocuklarla konuşunuz. Onlara deyiniz ki,
- Yavrum sana birkaç şey soracağım cevaplar mısın?
Evet diyeceklerdir.
Çocuğa sorunuz.
- Yavrum Müslüman yalan söyler mi?
- Müslüman ikiyüzlü, riyakâr olur mu?
- Müslüman hırsızlık yapar mı?
- Müslüman alkolik, ayyaş, kumarcı olur mu?
- Müslüman insanlara kazık atar mı?
- Müslüman haksızlık yapar mı?
- Müslüman hak yer mi?
- Müslüman insanlara karşı sevgisiz, saygısız olur mu?
- Müslüman’ım diyen Allah’ın yasakladığını yapar mı?
- Müslüman Allah’ın kurallarını çiğner mi?
Bütün bu sorular karşılığında alacağınız cevapları tahmin edebilirsiniz…
Düşünün, sorular karşısında bir çocuğun bile, bilgi sahibi olmadan, kuran hadis okumadan, bileceği şeyleri biliyoruz değil mi?
Buna rağmen toplumda Müslüman’ım diyenler çocuğun bile cevapladığı konuları bildiği halde tersini yaparak, Müslümanlığa aykırı hareket etmiyorlar mı?
Yani bilgi başka şey…
Bilinenleri hayatta uygulamak başka şey…
Öyle değil mi?
Bilinenlerin hayatta olması için, inananların bildikleriyle görev almaları gerekir.
Üzülerek ifade etmeliyim ki, bugün sorunumuz bilme sorunu değildir. Bugünkü sorunumuz bilinenleri hayatımızda var kılmak için, üzerimize görev almamaktır.
Bilgisizlik, bu toplumun en büyük yalanıdır.
Toplum bilgisiziz yalanıyla, Allah’ın dinine aykırı yaşamını kapatmaya çalışmaktadır.
Aslında toplumun her birimi, Allah’ın kullardan ne istediğini bilmektedir.
Toplumun her kesimi, Müslüman’ı, ateisti, solcusu vs. Hemen hepsi, Allah’ın kurallarıyla hayatını yaşamayanların… Allah’a aykırı düşünce ve davranış oluşturanların… Allah’ın dinine aykırı davrananların Müslümanlığa yakışmadıklarını bilmektedir.
İşin gerçeği bu iken… Gerçeği saklamak… İçimizdeki gizli inkârı gizlemek… Allah’a isyanımızı… Dinine aykırı yaşamayı örtmek için…
Kendimize, bilgisiziz, bilinçsiziz damgasını vururuz.
Sonra bilmek, bilinçlenmek için ömür boyu kendimizi eğitmeye adarız.
Ama öğrendiklerimizle hayatımızı yaşamak için asla görev üstlenmeyiniz.
Ben Allah için artık bundan böyle yalan söylemeyeceğim. Bu görevi üstleniyorum.
Ben iyi bir Müslüman olmak için, bundan böyle Allah neyi emrediyorsa yapacağım. Bu görevi üstleniyorum.
Ben bundan sonra asla haksızlık etmeyeceğim. Bu görevi üstleniyorum.
Ben Allah’ın yarattığı insanlara, Allah’ın tanıdığı hakların hepsini tanıyacağım. Bu görevi üstleniyorum.
Gibi, bir mantıkla olaya yaklaşmadıkça… Yani üzerimize görevler almadıkça… Asla kendi uydurduğumuz yalanlardan kurtulamayız.
Gerçekten bilmediğimiz şeyler varsa… Gerçekten toplum din konusunda bilgisiz ise… Böyle inanıyorsak…
O zaman kendimizi yalancı çıkarmayalım.
Bilmediklerimizi öğrenmek… Öğrendiklerimizi hayatımızda var kılmak için görev almak… Hayatımızın gayesi ise… İnancımız bunu emrediyor diye inanıyorsak…
Kendimize
Kendimizi yetiştirmek için üzerimize görev almalıyız. Bunun için, her gün sabah veya yatsıdan sonra bir saat meal okumalıyız.
Allah resulüne bir tavsiyede bulunuyor. “Ey resulüm gecenin bir kısmında kalk. Günün meşgalesinden uzaklaş… Gecenin sessizliğinde gönderdiğim ayetleri oku… “ Bu yöntem çok önemlidir.
Gecenin bir kısmında… Yalnızlıkta… Gündüzün meşguliyetlerinden uzakta… Allah’ın gönderdiklerini okumak… Üzerinde tefekkür etmek… Bize çok şey kazandıracaktır.
Bizler bu konuda kendimize görev almalıyız.
Sonra öğrendiklerimizi hayatta var kılmak için görev almalıyız.
Ailemiz
Ailemiz bizim ne yapmak istediğimizi anlamalıdır. Geceleri kalkıp kuranı anlamıyla okuyorsak… Üzerinde düşünüyorsak…
Bütün bunları niçin yaptığımızı… İdealimizin ne olduğunu… Ulaşmak istediğimiz kimliğimizi, kişiliğimizi ailemiz bilmelidir.
Ailemiz inançlarımızı, ne yapmak istediğimizi bilerek bizi değerlendirmelidir. Amacımız ailemizin başını derde sokmak değildir. Veya onları toplumda bir köşeye çekerek, toplumdan soyutlamakta değildir. Aksine, ailemize Allah’ın istediği güzel şeyleri anlatmak... Müslüman olarak yaşarsak, nasıl bir insan, aile olacağımızı onlarla paylaşmak zorundayız.
Allah diniyle insanların yaşamını zorlaştırmaz. Aksine Allah diniyle insanların yaşamını daha düzgün, daha dürüst, daha güzel hale gelmesini ister. Aksine Allah insanlara hayatını kolaylaştırır. Onlara gerçek sevginin, mutluluğun yollarını gösterir.
Allah’ın tarif ettiği mükemmel insan tanımı, bütün insanlığın özleyeceği insanlıktır.
Düşünebiliyor musunuz?
Yalan söylemeyen. İkiyüzlü davranmayan. Milletin malında, mülkünde, ırzında gözü olmayan. Haksızlık etmeyen. Her zaman gerçeklerden yana olan. Adaletten yana olan. İnsanların insanları köleleştirmesine karşı çıkan...
İnsanlar olmak güzel değil midir?
Bana öyle geliyor ki, sanki insanlar hep bunu istiyorlar ama bir türlü hayata geçirmiyorlar.
Hayata geçirmeme nedenleri nedir?
Sanki böyle bir insan olursak, hayatın içinde yok olup gideriz diyorlar.
Sanki böyle güzel namuslu insanlar olursak, millet bizi enayi yerine kor diyorlar.
Yalanın, ikiyüzlülüğün, çıkarcılığın egemen olduğu toplumda, farklı olmak herhalde büyük bir olaydır.
Ailemiz bizim bu konuda ciddi olduğumuzu anlamalıdır. Yaşamımızın kısalığı karşısında oluşturacağımız mükemmel insan tipi, yaşamımıza aktarıldığında, elbette toplumda çok farklı olacağız.
İşte farklılıklarımızı ailemiz anlamalıdır. Farklılıkların aileye katacağı güzelliği… Toplumda meydana getireceği farkı, ailemiz bilmelidir.
Bunun için ailemizde sıkı ve ciddi bir çalışma yapmamız gerekir.
Çocuklarımızın kültürlerini, bilgilerini, inançlarımız doğrultusunda geliştirmeliyiz.
Bunu başarmak için…
Okuma yazma bilen çocuklarımız varsa, hafta bir gün onlara, Peygamber ve arkadaşlarının tarihinden, Allah’ın gönderdiği kitaptan okutmalıyız.
Hafta da bir gün ise, biz onlara Allah’ın kitabından okuyarak açıklamalıyız.
Yani hafta da bir gün çocuklarımız bize sırayla okumalı… İşin içine girmelidirler.
Haftada bir günde biz onlara okuyarak, anlatarak, onları yetiştirmeliyiz.
Bildiğiniz gibi, her çocuk, idealinde kahramanlar büyütür.
Bugün görüyoruz. Çocuklarımızın kahramanları kimlerdir?
Futbolcular, artistler, şarkıcılar…
Vuran kıran çizgi film, dizi film, sinema kahramanları…
Hâlbuki böyle mi olmalıdır?
Müslüman olduğumuzdan söz ediyorsak…
Çocuklarımızın kahramanları… Peygamber ve arkadaşları… Tarihte Allah’ın için, tebliğde, ilimde, mücadelede isim yapmışlar olmalı değil mi?
Evet diyorsak…
O zaman çocuklarımız, Müslümanların tarihini, Allah’tan gelenleri bilmek zorundadır.
Bunun için, çocuklarımızın Müslümanların tarihini okumaları.
Allah’tan gelen ayetleri anlamıyla okumaları gerekir. Sakın çocuklarımız kuran meali okudukları zaman onlar bir şey anlamaz demeyin. Aksine göreceksiniz çok şey anlayacaklardır. Hatta sizden de daha çok şey anlayacaklardır.
Onların ellerine, Müslümanların kahramanlarını anlatan, hikâye, roman, çizgi film, sinema filmleri vermeliyiz.
Evimizde, Müslüman olarak, Müslümanlığa, Müslümanlara ait bir heyecan başlatmalıyız.
Bunu yapabilirsek…
O zaman, çocuklarımızla, ailemizle, ideal, kurallar, kahramanlar, tarih, kültür, inanç birliği sağlarız.
Bizler evimizde bu görüntüleri sağlamaz isek, ailemizde bütünleşme sağlayamayız.
Bizim de bir çevremiz var…
Dağ başında tek başına yaşamıyorsak, bir toplum içinde yaşıyoruz. İçinde yaşadığımız toplum bizim çevremizi oluşturmaktadır. Üstelik bizim toplumumuz, yani çevremiz kendini Müslüman olarak tanımlar. Bizler ne kadar çevremizi, çevremizin kültürünü dikkate alarak onların Müslümanlığını tartışsak da, sonuçta insanlar kendilerini İslam dininden olmakla tarif ederek bağlamaktadırlar.
Bu bağlanmayı temel almamız gerekir.
Bilgisi, bilinci, inançlarının görevlerini alma sorumluluğu ne olursa olsun, çevremiz kendini, bizim içinde bulunduğumuz sorunlarla birlikte yaşamaktadır.
Bir bakıma, bizim sorunlarımız aslında çevremizin de sorunlarıdır.
Toplumda sayılan bütün kötülükler…
Toplumda var olmasını istediğimiz bütün iyilikler…
Tarif edildiğinde, insanların ürettiklerinin Allah’ın dinindekinden daha güzel olduğu söylenemez. Neredeyse bütün genellik, fikren tercih noktasına geldiğinde, Allah’ın Müslümanlardan istediklerinin daima en güzeli, en doğrusu olduğuna inanırlar.
Hemen her birimiz, Müslümanlığın güzel ilkelerini, kurallarını, hayatımıza indirememekten, toplumda var kılamamaktan şikâyet ederiz.
Öyleyse kısa bir tanım getirerek…
Toplumun sorunu ile bizim sorunumuz aynıdır diyebiliriz.
Toplumda var olan, yalan, ikiyüzlülük, haksızlık, sevgisizlik, saygısızlık, bencillik her birimizin temel sorunudur.
Yine toplumda var olan, güçlülerin insanları zayıflatarak, üzerlerinden çıkar sağlamaları, onları sanki köleleriymiş gibi görmeleri, her birimizin temel sorunudur.
Bütün çalışanların, emeklerinin karşılığını alamaması…
Toplumda bir dengesizliğin, adaletsizliğin olması…
Toplumun bölünerek, zenginler fakirler, güçlüler güçsüzler olarak tanımlanması…
Toplumun içinde çok az bir grubun yaşam standartlarının yüksek olması…
Çoğunluğunun ise yaşam standardı açısından düşük seviyede olması…
Her birimizin temel sorunudur.
Müslümanların dini yaşamak deyince, akıllarına sadece namaz kılmak, oruç tutmak gelmesi de toplumumuzun temel sorunudur.
Hâlbuki Müslümanlık;
Yalan söylememek
Riyakâr olmamak
Hak ve adaletten uzak kalmamak
İnsanların mallarına, canlarına, ırzlarına, emeklerine saldırmamak
Bütün insanlara “yaratılanı severim yaratandan ötürü” ifadesi ile sevgi, saygı ve paylaşımda bulunmak
Gibi ulvi hedefleri olan mükemmel bir duygu, düşünce ve inanç bütünlüğüdür.
Dinsizlerin uydurduğu Müslümanlığın, asla İslam’la ilgisi yoktur.
Dinsizler İslam’ı öyle tarif ederler ki, gericiliğin, bağnazlığın, tutuculuğun, hurafelerin toplamından ibarettir.
Tarihin derinliklerinde kalan, kalması gereken, ilkel bir toplumsal inanç biçimidir.
Tabi bütün bunlar onların uydurmasından ibarettir.
Dinsizler, din düşmanları, önce kendilerinin reddine haklı olabilecek bir din uydururlar… Sonra uydurdukları dini bahane ederek İslam’ı ret ederler.
İşte bu temel sorundan kendimizi kurtarmak için, kendimizi, çevremizi, toplumu uyanık tutmak gerekir.
Bunun içinde, Müslümanlığın gereklerini yapmak için üzerimize görev almalıyız.
Bunun için, toplumun dine gelmesini beklemek yerine, onlara dini en güzel şekilde götürmek gerekir.
Çevremizde var olan, komşularımız, akrabalarımız, arkadaşlarımız, iş arkadaşlarımız, yolda sokakta tanıştıklarımız, meslektaşlarımız… Yani konuşabildiğimiz, konuşabileceğimiz herkes…
Bizim kendileriyle, bilgilerimizi, duygularımızı, ideallerimizi paylaşacağımızdır.
Bugün toplumda, Allah’a ve dinine karşı düşmanlık eden… Diş bileyen… Din denince tüyleri dikenleşen… Müslümanlıktan söz edilence öfkesinden deliye dönenler vardır.
Ama bunlar ne kadardır?
Bunların hiç birini dikkate almamamız gerekir. Toplumun geneli sağduyulu insanlardır. Biz onlara, güzel, doğru, dürüst yaklaşırsak… Onları kucaklarsak. Dilimizi, hareketlerimizi, sevgi, saygı, paylaşım özlerinde pekiştirirsek… Onların her biri kendilerini dinin güzelliklerinde var kılabilmek için çaba sarf edeceklerdir.
Her konuda,
Kültür birliği edinmek
Bilgileri bütünleştirmek
Temel kurallardır.
Bunun için,
Tartışma yaratmadan
Suçlama yapmadan
Yargılamadan
Tavır belirlemeden
Kültür / bilgi / bilinç / ideal birliktelikleri sağlamak gerekir.
Çevremizin kültürünü, bilgilerini, bilincini, idealini ancak, onlarla birlikte iken, Peygamberi, arkadaşlarını, Allah’ın gönderdiği ayetleri konuşursak sağlayabileceğimizi unutmayalım.
Günlük siyasi dedikodulardan uzakta…
Günlük kısır çekişmelerden uzakta…
Lafazanca tartışmalardan uzakta…
Tarihin kavgalarından uzakta…
Düşüncesi, açılımı, cemaati, anlayışı ne olursa olsun… Kendini Müslüman olarak tanıtan herkesle, Allah’ın ayetlerini, peygamberini, peygamberin arkadaşlarını konuşabiliriz.
Düşüncesi, açılımı, anlayışı ne olursa olsun. Kendini insan olarak tanıtan herkesle, Allah’ın ayetlerini, peygamberini, peygamberin arkadaşlarını konuşabiliriz.
Ancak şöyle yaparsak…
Günlük siyasi tavırlarla birbirimizi suçlamaya…
Cemaat anlayışlarıyla birbirimizi karalamaya…
Aceleci tavırlarla insanları yargılamaya, tavır belirlemeye…
Tarihteki kavgalarda, tarihin avukatı, savcısı, yargıcı olmaya…
Müslümanlar arasındaki lafazanca tartışmaları konuşmaya…
Gidersek… O zaman üzerimize görev almamış… Aksine bencilliğimizi öne çıkararak… Sorumluluklarımızdan kaçmak istemişizdir.
Zira üzerimize görev almak demek… Allah’ın dinini, güzelliklerini, herkesle paylaşmak için çaba sarf etmek demektir.
Çaba sarf etmemenin kuralı, suçla sıyrıl… Yargıla sıyrıl… Karala ayrıl… Bütün sorumluluklardan sıyrıl mantığıdır.
Onun siyasi görüşü… ben onunla konuşmam.
Onun anlayışı… ben onunla konuşmam.
Onun din görüşü… ben onunla konuşmam.
Onun ideoloji… ben onunla konuşmam.
Onlar şöyle…
Onlar böyle…
Tartışmalar, suçlamalar, yargılamalar, ayrılmalar Allah’ın inananlara önerdiği değildir.
Aksine bütün bu davranışların kaynağı şeytandır.
Çünkü sadece şeytan…
İnsanların birbirine düşmesinden hoşlanacaktır.
Şeytan nedir?
Şeytan bir kavramdır ki!...
O yalanı kendine baş tacı edinir…
Bencilliği, çıkarı kendine yol edinir…
Ayrımcılığı, kavgayı kendine ilke edinir.
İlkesinde bencil özgürlük için, isyan vardır.
Allah her insana eceli gelinceye kadar süre tanıdığına göre… Müslümanların aceleci davranarak, insanlar arasında kavga çıkarması… Onları suçlaması… Onları yargılaması… Allah’ın yasalarına uymamaktadır.
Allah’ın kitabını dikkatle okuduğumuzda…
Allah Müslümanlara, zulüm içinde olmayın… Zalimlerden yana olmayın…
Allah Müslümanlara, haksızlık etmeyin… Haksızlık edenlerden yana olmayın…
Gibi çok önemli ayrım noktalarını gösterir.
Din farklılığı, temelde ayrılık olsa da, Allah’a göre, yaşam ayrılığı, birlikte düşünmeme, insanlık için bir araya gelmeme nedenleri değildir.
Aksine, Allah’ın tebliğ kuralında, bütün insanlarla birlikte olmanın nedenleri araştırılmalıdır.
Dini ne olursa olsun, adaletli davranmak, mazlumlara sahip çıkmak, onlardan yana olmak, Müslümanlığın temel kuralıdır.
Onun için Müslümanlar;
Önce Allah’ın kitabını doğru anlamak için,
Sonra hayatlarında anladıklarını en güzel şekilde uygulamak için,
Daha sonra herkesi, Allah’ın kitabından öğrendikleriyle buluşturmak için…
Üzerlerine görev almalıdırlar.
Müslümanlar, bütün ayrımcı düşünceleri bırakarak… Allah’ın yolundan giderek… Kendine ve insanlara Allah’ın dininin güzelliklerini anlama şansı tanımalıdır. .
|