Gündemin yorumu

---------------

LAİKÇİLİĞE KARŞI LAİKÇİLİK

 


Düşünceye ilişkin temeller fazla ayrıntılıdır. Bu makalede, laik düşünüş ve dinle ilgisi incelenecektir.

Laik ve din düşüncesinin temelinde, aklın hangi esası dayandığı esastır.

Laik düşünce, aklın vahiyle ilişkisinin sıfırlandığı noktadır. Batıda laik düşünüş ilk olarak, hayatı dinsel öğelerin dışında, akla ve bilime göre kavrayış olarak algılanmıştır.

Laik kelimesi Yunanca laos ismi ve laikos sıfatından gelir, Latincesi laicus’tur. Laos: halk, kalabalık, kitle demektir ve zıddı kleros’tur. Laikos: halka ait, ruhban olmayan demektir. Laicus: dinsel olmayan, demektir ve Osmanlıcada bu terim ladini “dini olmayan” “dini yok” anlamlarında kullanılmıştır.

Ancak, Fransız devriminden sonra üretilen liberal düşünce, maddi hayatta çıkarı, düşünce hayatında insan egemenliğini sağladıktan sonra, insanların dine ihtiyaç duyduğunu belirledi. Din ihtiyaçtır ama hangi din sorgusu önem kazandı. Eskiden olduğu gibi aklını dine teslim etmeyi düşünmeyen insan, aklı egemenlik altına alan değil, aksine aklın egemenliğine giren din olgusunu üretti. Böylece, insana egemen olan din anlayışı yerini, akla hükümranlık veren dine bıraktı.

Laik düşünüşün dine, dinlere karşı özgürlüğünü ilanından sonra meydana gelen bu sapma, ortaya yeni bir laiklik anlayışı getirmiş oldu. İlk çıkış anında tamamen kendini dinden soyutlayan laik düşünüş, bu gelişmeyle dine soğuk bakmayarak, kendine göre din tanımları ve ilkeleri üretti.

“İnsanların dünyasını yönetmeye talip olmayan din, laikliğin sınırları içindedir” kuralını benimsedi. Böylece laik düşünüş; dini düşünme metodunun içine alarak, dinin biçimlendirdiği akıl yerine, aklın biçimlendirdiği dini üreterek kendini garantiye aldı.

Ateist ve uzantısı sol laiklik anlayışta ise, din insanları gerileten, uyutan, “adeta bir morfin” olarak tanımlandırılarak, insanları dinden kurtarmanın insanlık borcu olduğu düşüncesini öne çıkarıldı.

Batıda Hıristiyan kökenli siyasetçiler, “Tanrı’nın hakkı Tanrı’ya, Sezar’ın hakkı Sezar’a” sloganıyla yola çıkarak, Tanrı’nın gücünü, kurallarını gökyüzüne gönderip, yeryüzünü kendilerinin yöneteceklerini vurguladılar. Bu yönde geliştirdikleri, demokrasi ve demokratik düzen metotları 19 yy.dan itibaren çağımızı egemen oldu. Yaklaşık 200 yıldır dünyayı yöneten bu anlayış, dünyanın dört bucağında varlığını hissettiriyor.

Öyle ki, batıdaki birçok krallık, cumhuriyetlerini ilan etmeden, laik, demokratik veya demokrasi söylemlerini uygulayarak varlıklarını sürdürdüler. Birçok krallık, cumhuriyetle yönetilen bazı devletlerden, daha demokratik, daha demokrasiden yana oldular.

Kur’an, İncil ve Tevrat gibi Tanrı’nın sözleri kabul edilen kitaplara baktığımızda, konu laik düşünüşün tersinedir.

Tanrı, gönderdiği ilahi mesajlarda, insanın kendisini gönderilen vahye teslim ederek, bilgilenmesini, aklını, hayatını, gönderilen vahye göre yaşamasını ister.

Vahyin bilgisine sahip olan insan, vahye bağlı akli üretimleriyle, dünyasını kuracaktır.

Böylece, laik düşünüşün temeli olan, aklı vahiyden uzak tutma anlayışı, Tanrı’nın vahye aklını teslim et önerisiyle çelişirken,

Dini gerçeği ret edemeyen laik düşüncenin, aklın yönettiği dini kabul ettiğinden söz etmiştik. Ancak Tanrı katında din, aklın yönettiği din değil, Tanrı’nın yönettiği dindir. Tanrı’ya inanarak dinine giren insan, Tanrı’dan gelen ilke ve kurallara göre, aklını, hayatını yönetecektir.

Sonuçta Laik düşünüş ister dini ret etsin, ister kabul ederek kendine göre din üretsin, her ikisi de, Tanrı’dan gelen vahiylere aykırıdır.

İşte tam bu noktada, dininden vazgeçmeyen, vazgeçemeyen insanın, laik düşünce ile ilişkileri nasıl kurulacak sorusu önem kazanmaktadır.

Felsefeciler, Sosyologlar, siyasetçiler ve yasa koyucuları, dininden vazgeçmeyen, vazgeçemeyen insanların, laik düşünüş içinde nasıl var olabilecekleri konusunda, laik felsefe yerine, laik düzen kavramını ürettiler.

Laik düzen, devlet yapısının, din kuralları dışında oluşturulması, yönetim anlayışında din kurallarının olmamasıdır.

Böylece, devletin vatandaşı olarak insanlar, laik olmayıp, dinine bağlı olabilir. Ancak devlet laik olacak ve dine inananlara dinlerini yaşama hakkı verecektir.

Dinsel ilke, bilgi ve kurallara aykırı oluşan laik düşünüşün, devlet egemenliğine ulaştırılarak halkının felsefi anlamda serbest bırakıldığı bu yeni düzen çağımızda uygulanıyor.

Toplumsal yapısı, koyu din muhafazakârlığını yaşayan toplumlarda, laik düşünüş, devlet zoruyla, baskı altında uygulanarak, hayatta tutulmaya çalışılırken,

Muhafazakâr eğilimleri az olan toplumlarda, baskıya gerek kalmadan, laik düşünüş devletleşerek, toplumun rengini belirlemiştir.

Ülkemiz, Osmanlı’dan itibaren batılılaşma sürecini yaşamaktadır. Batılılaşma süreci henüz bitmiş değildir. Sanıyorum, toplumumuzun, yasalarının tamamıyla batıya uyumu sağlandığı gibi, yaşam biçimi ve dininin de batıyla eşleşmesi batılılaşma sürecini tamamlatacaktır.

Osmanlı’nın 1.dünya savaşından sonra yıkılması ve yerine Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasıyla, laik düzen anlayışı ülkemize gelmiştir.

Ancak ülkemizin derin Müslümanlık kökeni dikkate alınarak, laiklik batıdaki gibi ülkemizde uygulanmamıştır.

20.01.1921 tarihinde kabul edilen “Teşkilâtı esasiye kanunu”. 29.10.1923 tarihinde cumhuriyetin ilanından sonra değiştirilerek, 20.04.1924 yılında Türkiye Cumhuriyetinin ilk anayasası kabul edilerek, devletin temeli oluşturulmuştur.

03.03.1924 tarihinde Diyanet işleri Reisliği kuruldu. 1924 anayasasından önce diyanet işleri reisliği kurularak devletin rengi belirlenmişti. Diyanet reisliği, bugün Diyanet işleri başkanlığı, Anadolu insanın genelinin mezhebi olan Hanefi mezhebini ağırlık alarak faaliyetlerini sürdürdü. Şafi mezhebi de diyanet içinde yerini buldu. Kısaca diyanet işleri Osmanlı’da olduğu gibi, Osmanlı’nın siyaseten hak saydığı Sünni mezhepler doğrultusunda hareket etti.

Peki, 10.Nisan.1928 yılında laiklik kabul edilerek, “devletin dini İslam’dır” sözcüğü anayasadan kaldırıldığında ki, “24 anayasasında devletin dini İslam’dır yazılıydı” diyanet işleri kapatıldı mı? Elbette hayır. Diyanet işleri başkanlığı, hatta sonradan kurulan İmam Hatip okulları, İlahiyat fakülteleri devletin bütçesinden ayrılan paralarla kurularak faaliyetini sergiledi.

Böylece ülkemizin laikliği uygulayış biçiminde, ülkenin vatandaşlarında var olan, Hıristiyanlık, Musevilik, kendilerini Sünnilerden ayıran Alevilik ve diğer dini gruplar devletin resmi organları içinde yokken, devletin resmi organı diyanet işleri başkanlığı, Hanefi mezhebi kurallarıyla, topluma egemenliğini sürdürüyordu.

Ülkenin bu görüntüsünde, laikliğin Hanefi versiyonunun mu uygulandığı sorgusu ortaya çıkmaktadır.

Elbette laikliğin dinsel formasyonu hele mezhep formasyonunun olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak uygulamalarda görülen gerçek, Osmanlı’nın temel mezhebi olan Hanefilikten Türkiye Cumhuriyetinin vazgeçmediğidir.

Türkiye Cumhuriyetine egemen olan değişik siyasal gruplar, laikliğin tanımı, vurgusu ve açılımında farklı görüntüler çizmişlerdir. Bunları siyasal görüşlerden söz etmeden şöyle özetleyebiliriz.

- Dini ve dindarları kontrol amaçlı laiklik

- Batıya doğru açılmayı iteleyen, dinsel muhafazakârlığı öteleyen laiklik

- Siyasetin hırslarına, devleti dinle yönetmeden, her türlü dinsel tabirleri istismar ederek siyasi egemenlik kurulmasına izin veren laiklik.

- Devletin yönetimini ele geçirmek için, inanılmasa da, inanılıyor görülen laiklik.

- Dinin, özellikle İslam’ın bütün ilke ve kurallarının laiklikle bağdaştığını iddia eden laiklik.

- Dinin istismarının mukabilinde, istismar edilen laiklik

Şurası muhakkak ki, günümüzde, artık neredeyse laik olmayan yoktur. Zira günümüzde laiklik, koşullandırılmış bir şekilde insanlara eğitimle, baskıyla kabul ettirilmiştir.

Devletin yönetimiyle işi olan veya devlette çalışacak olan herhangi bir insanın, laik olması bilinçaltı şartlandırılmıştır. Zaten laikliği benimsemeyen, ne devletin yönetimine talip olabilir. Ne de devlet kadrolarında çalıştırılır. O nedenle insanların laik olmasa da laikmiş gibi görünme içgüdüleri, kendilerini, hayatlarını korumak olarak karşımıza çıkar.

İşin gerçeği ülkemizde, hiç kimsenin dürüstçe ortaya çıkıp ben laik değilim deme hakkı yoktur. Bu konuda yazılı bir yasa olmamasına, hatta yazılı yasalar insanlara bu hakkı vermesine karşın, toplumsal baskı laik olmayan insanların, “laik değilim” deme haklarını elinden almıştır.

Tabi bunun uzantısı olarak, “laik düzen, devlet” istemiyorum deme hakları da yoktur.

Toplumsal baskıların bu yönde gelişmesi, hemen herkesin laik olma koşulunu ileri sürmesi, laik olmayan insanın düzende yerinin olamayacağı vurgusu, insanları inanmasa da laikmiş gibi görünmeye itmiştir.

Laikleştirme, laikçiliği doğurarak, herkes birbirine laikliği dayatır hale getirmiştir.

Liberal kapitalist düşünce,
Ateist sol düşünce
Faşist milliyetçi düşünce
Muhafazakâr İslamcı düşünce
Mistik alevi düşünce

Laik olma yolunda birbiriyle yarışmaktadırlar. Laikçilik ve temel vurgusu Atatürkçülük baskısı, insanları bu yarışa sokmuştur.

Topluma, Atatürkçü ve laik olmak koşullandırmasının yapılmadığı, insanlara bu yönde gerçek bir özgürlük verildiğinde, ortaya nasıl bir tablo çıkacağı belli değildir.

Ancak bugün, asker, yargı, siyaset, eğitim ve medya, insanları Atatürkçü ve Laik olmak koşullandırmasında ısrarcı görünmektedir.

Yakın ihtimalde, ülke insanlarının her türlü koşullandırmalardan uzak düşünceler edineceği ihtimali görülmemektedir.

Osmanlı döneminde uzun yıllar, sarayın çıkar yönlendirmesiyle din adına savaşan ordu, din adına savaşmayı terk etmiştir.

90 yıla yakın Türkiye Cumhuriyeti döneminin, eğitim koşullandırmaları, din okullarından çıkanların bile laik olarak yetiştirilmesi konusunda, ısrarcı ve baskıcı tutumunu sürdürerek, yeni bir nesil üretmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti döneminde, ateistler inançları gereği, Bektaşi ve Alevi grupları mezhepleri ve Osmanlı’dan kurtuluşları gereği, Atatürkçülüğe ve laikliğe sahip çıktılar. Aslında bu grupların laikliğe ve Atatürkçülüğe gerçekten inanarak sahip çıktıkları tartışılır. Onların sahip çıkışı, bir bakıma, toplumun geleneksel yapısına aykırılıklarının uzantısı olarak, Atatürkçülüğü ve laikliği sığınak olarak kabul etmişlerdir. Türkiye Cumhuriyetinin temel felsefesine baktığımızda, Cumhuriyeti kuran irade ateizme karşıdır. Aynı zamanda, dinsel kuralları insanlar üzerine egemen kılan, tarikat oluşumlarına da karşıdır. Alevi tarikatları ise gerçeğinde, Sünni tarikatlardan daha katı ve şekilci kurallara sahiptir. Genellikle gizlilikle yürütülen tarikat anlayışlarında, belirginleştirilemeyen, ortaya dökülmeyen insan üzerindeki dinsel baskı unsurları gizlenmektedir.

Uzun dönem tek parti döneminde, başka hiçbir düşünceye, oluşuma izin verilmeden toplum yönetilerek, akıl etmenin, düşünmenin, yeni fikirler üretmenin önüne geçilmiştir.

Toplumun geleneksel Müslümanları, laikliğin ne olduğunu tam bilmese de, tartışmayarak hayatlarını düzene teslim etmişlerdir.

Ancak bir dönem, Müslümanlar muhafazakârlıktan uzaklaşarak dinlerini öğrenmeye başladıklarında, laikliği karşılarına aldılar.

Müslümanların dinlerini örenmeleri, bireysel olarak hayatlarında var kılmaları devlet için sorun olmamıştır. Ama aynı insanlar ülkenin siyasetinde biz de varız dediklerinde, laikliğe sahip çıkan, ateistler, solcular, liberaller, aleviler harekete geçerek, laikçilik kavramını geliştirdiler.

Aslında onların korkusu, laikliğin ortadan kalkışı değildi. Laikçilik yaparak, ülkenin yönetim kadrolarında elde ettikleri varlıklarını muhafazakâr Müslümanlara kaptırmaktı. Değilse, onlarda, Türkiye Cumhuriyetinin yapısında, Diyanet İşleri Başkanlığı yasası varken, ülkenin laikliğinden söz edilemezdi. Bu tür söylemleri bazen gizli, bazen açıkça dillendiriyorlardı. Özellikle Aleviler, ateistler gibi düşünmeyerek, Diyanet İşleri Başkanlığından pay alarak, bu parsada olmak istiyorlardı. Ancak, ülkenin yönetim kadrolarına muhafazakâr Müslümanlar egemen olursa, düşündükleri olmayabilirdi. Bu nedenle laikçilik vurgusunu abartarak, artırarak gündemde tutmaya, bu yolla muhafazakârlara karşı, kendisi gibi düşünenleri uyarmaya çalışıyorlardı.

Gerçeğinde Laikçilik, herhangi bir dinsel gelişmeye karşı savunma içgüdüsüdür. Bu içgüdüyle, asker, yargı, bürokrasi, yasalar güçlendirilerek, laiklik anlayışı, laikçilik anlayışıyla, insanlara egemen kılınıyor.

Siyasette bizde varız diyen Müslümanların karışsına dikilen bu yapılanma, adeta, Müslümanlara, Müslümanlığa karşı devleti koruma olarak değerlendirilmiştir.

70’li yıllardan itibaren ülkenin siyasetinde var olma yarışı, Müslümanların laikliğe bakışlarında süreç yaşamalarına neden oldu. Süreci şöyle sıralandırılabiliriz.

- Laikliğe karşı çıkan, Müslümanlığıyla bağdaştıramayan

- Laikliği dinsel özgürlük olarak algılayan, böylece laikliğe dayanarak dinsel özgürlük isteyen

- Siyasette güçlenerek, gerçek laikliği ülkeye kendilerinin getireceğini iddia eden

- Daha da ileriye giderek, LAİKÇİLERE karşı LAİKÇİLİK fikrini geliştiren

Günümüzde Müslümanların siyasetle uğraşan büyük bir bölümü, LAİKÇİLİĞE karşı LAİKÇİLİK ilkesini vurgulamaktadırlar.

Bükemediğin bileği öp hesabı, laikliği ret edemiyorsak, hayatımızdan silemiyorsak, en iyi laik biz oluruz mantığıyla, laikliğe yeni bir tanım getirmişlerdir.

Böyle bir laiklik anlayışında, ateistlerin, ulusalcı Kemalistlerin, Ulusalcı Milliyetçilerin, laikçilik yapan din düşmanlarının, laiklik anlayışı, laiklik değildir.

“Gerçek laiklik, insanların din ve fikir özgürlüklerini gerçekleştirmektir. Hâlbuki yıllarca ülkemizde laiklik, dinsizlik gibi algılanarak, algılatılarak hayata sokulmuştur. Türkiye Cumhuriyetine laikliği getiren Mustafa Kemal Atatürk dinsiz değildir. Müslüman’dır. Hatta Müslümanlığı nedeniyle Diyaneti işleri reisliğini kurmuş. Kur’anın insanlar tarafından okunması, öğretilmesi için, din âlimlerinden Ahmet Hamdi Akseki’ye, Elmalılı Hamdi Yazır’a Kur’an tefsiri yazmalarını istemiştir. Türkiye Cumhuriyeti döneminde din düşmanlığını yapan Mustafa Kemal değil, İsmet İnönü’dür.”

Özleriyle kendilerini donatan ve yola çıkan muhafazakâr Müslümanlar, LAİKLİK DİNSİZLİK DEĞİLDİR tezini ileri sürerek, Türkiye Cumhuriyetinin gerçeğine ulaştıklarını iddia etmektedirler.

Türkiye Cumhuriyetinin gerçeği, batı tipi laik olmayışıdır. Batıda laiklik devleti dine göre yönetmemek, alt planda ise, insanların dinsel yaşamlarını hayatlarında var kılmaktır. O nedenle, insanlar kilise de evlenir. Papazlar, Rahipler toplumun en saygı insanları olarak takdim edilir. Devlet kilise vergisi toplar. Topladığı parayı kiliseye devreder.

Ülkemizde durum farklıdır. Devlet din hükümlerine göre yönetilmez. Ancak devlet din okullarında din öğretir. Dini kendi anlayış ve kavrayışına göre şekillendirir. Diyanet işleri kurumuyla, Hanefi mezhebinin toplumsal uygulamasını yaptırır. Devlet politikalarının propagandası için diyanet işleri başkanlığı aracılığıyla, bütün imamlara standart hutbeler okutur.

Muhafazakâr Müslümanların ulaştığı laikçilik anlayışında, Diyanet İşleri bünyesine, diğer dinleri, mezhepleri alarak, ülkedeki bütün dinlerin, mezheplerin devletin resmi kurumu içine alınarak, tam bir din devleti haline getirmek anlayışı karşımıza çıkar.

Devletin dini olmayacaktır. Ama devletin resmi organı dinsel görevleri, hizmetleri yerine getirecektir. Devlet bütçesinden bütün dinlere hizmet vererek, işlevini yerine getirecektir.

Böylece, bir dönem laikliğe karşı çıkan Müslüman grupların ulaştığı bu sonuç, ülkenin siyasetine, maddi yapısına egemen olmasıyla renk değiştirerek, sahiplenerek, laikliği kendine göre yorumlamıştır.

Geçmişin klasik laikçilerine yeni laikçiler eklenerek, kavga, din adına laikliğe karşı çıkmak yerine, laikçilik adına, diğer laikçilik anlayışlarına karşı çıkmak esprisi kazanılmıştır.

Bütün bu gelişmeler karşısında, özellikle Müslümanların temel kitabı Kur’an-ın söylemi ne olmuştur?

Günümüzde, Atatürkçülüğün, laikliğin Kur’an-a uygunluğunu ispata hazırlanan, hatta ispatladığını ifade edenler vardır.

Tabi böyle bir konumda, ayetlerin anlamları mı tersyüz edildi, yoksa laiklik ilkesi mi tersyüz edildi tartışılır.

Öyle geliyor ki, hem ayetler, hem de laiklik ilkesi ters yüz edilmektedir.

Allah’ın kendi kurallarına göre yönetilen bir toplumun ancak adalet içinde olacağı vurgusunun, Tanrının kurallarıyla devlet yönetilemez hükmündeki laiklik ilkesinin nasıl bağdaştırıldığı merak konusudur.

Allah ayetlerini göndererek, ayetlere göre, akıl etmeyi, düşünmeyi, fikir üretmeyi, hayata bakmayı, hayatın kurallarını oluşturmayı dinin temeli olarak belirlerken,

Felsefi olarak dinsel bilgilere göre düşünmemeyi, düzen olarak, dinsel bilgi ve kurallara göre devleti yönetmemeyi esas alan laiklik ilkesinin,

Birbirine uyumlu, bağdaşır hale getirilmesinin, olası ihtimali, her ikisinin temel kurallarından vazgeçmek olacağı aşikârdır.

Görülen o ki, Laikliğe ve laikçilere karşı savunmasız kalan, iç dürtüsünde yenilmiş olanların, bu yarışma da, ancak yeni bir laikçilik anlayışı ile üstün çıkacaklarına inanmaları,

Ayetlerin ve laiklik ilkesinin istismar edilerek, rotasından çıkarılarak buluşturma çabaları,

Hem Müslüman inancının, hem de laik inancın prensiplerinde nasıl değerlendirileceği merak konusudur.

Kur’an-a inananlar biliyorlar ki, ortalama70 yıllık dünya hayatından sonra, ahrete vardıklarında, Allah’ın onlara,

- Ey kulum senin dünyada uyman için gönderdiğim ayetlere karşı ne yaptın? Ayetlerime göre düşündün, aklını kullandın, hayatını yaşadın mı, yaşamadın mı?

Sorgusuna Laikçilere karşı laikçilik yapan Müslümanların ne cevap vereceği merak konusudur.

Diğer taraftan,

- Ben laik olarak, dinsel bilgi ve öğelere göre düşünmem, oluşturacağım düzeni din kurallarına göre oluşturmam diyen laiklerin,

İlkesel olarak, bir taraftan dine inandıklarını söylemeleri, dünyevi yaşamlarına din kurallarını katmaları, hatta diyanet işleri gibi din kurumu oluşturan düzenin laiklikle ilgisini nasıl kurdukları merak konusudur.

Öyle geliyor ki, bütün bu problemler, her iki düşüncenin, laiklik ve din düşüncesinin, toplumsal baskılarının, kim ne derse desin, insanları baskı altına almasından kaynaklanmaktadır.

İnsanların gerçek inançları, sanıyorum insanların laikliğe ve dine karşı özgürlüklerinin sağlanmasıyla ortaya çıkabilecektir.

Ortada baskılar bulundukça, birbiriyle çelişen, zıtlaşan bütün düşünceler, ilkelerinden koparak hayat bulacaklardır.

Dolayısıyla Müslümanların laik olma zorunluluğu ile laiklerin dindar olma zorunluluğu sanki eş değerdir.

Böyle bir durumda,

- Ya her ikisi, laikliği veya dinin ilkeleri bilmemektedir.
- Ya bu yöndeki bilgileri yanlış veya eksiktir.
- Ya da her biri diğerini istismar etmektedir.

İlk iki sonuç cehalet, üçüncüsü suç olsa gerekir.

Zira yasalar, laikliğin de, dinin de istismarını yasaklamıştır.

Sanıyorum her iki yönde yasalar çalıştırılmamaktadır.

Bu nedenle, insanlar hem dinsel baskıyı, hem de laikçilik baskısını yasalara aykırı yapabilmekte, sıkıştıkları yerde de istismarlarını gerçekleştirmektedirler.


 


 

Siteye Giris

 

 

 

 

Mehmet Çoban

Ne Yapsam ki?

Diyorlar sair misin sen?
Hayir, insanlarla konusuyorum ben

Diyorlar hatip misin sen?
Hayir, insanlara yaziyorum ben

Diyorlar yazar misin sen?
Hayir, insanlara anlatiyorum ben

Diyorlar hoca misin sen?
Hayir, hayat içinde ögrenciyim ben

Diyorlar yazdiklarin siir degil siir gibi
Ne imgesi, ne betimi, ne kurali belli

Diyorum,
Anlatmak istedigim belli degil mi?
Koymayin akan suyun önüne engeli
Aksin, cossun, istedigi gibi
Hissettirsin, belli etsin kendini
Kural mural derken
Kaybolmasin akiskanlik
Kural olur belki bir gün
Sadelik, dogallik, kuralsizlik

 

 

 

 

      Insan, kendi kimligini yaratmadikça, toplum için bir aksesuar olmaktan kurtulamaz.

       Çikarin köseye sikiştirdigi yerde, insanlik zayiflar.

        Dogru isi, dogru is yaparak ögretirsin.

       Süphelerin seni öldürmeden, sen süphelerini öldür.

       En garip insan, simarmis insandir.

      Kendini baskalariyla kiyaslama, esin benzerin yok,

kendin ol yeter

 

 

MEHMET ÇOBAN'IN

ANTOLOJİ'DE Kİ TÜM ŞİİRLERİ İÇİN

TIKLAYINIZ

Aç Perdeleri

Duvarlarin içinde  
Kapilarin gerisinde  
Örtülü perdelerde    

Içlerimizde aydinlik  
Disimizda karanlik    

Içimizdeki aydinligin  
Disariya faydasi yok  
Disimizdaki karanligin  
Bizlere zarari çok    

Açsak perdelerimizi   
Karanliklar görse bizi  
Aydinligimiza kavustursak 
Karanliklari savustursak    

Ama hep kapali perdelerimiz  
Birbirimizden yok haberimiz    

Dönüstürsek kendimizi  
Bireysel yasamdan  
Toplumsal yasama  
Elveda deriz   
Disimizdaki karanliga    

Haydi, açalim perdeleri  
Paylasalim içimizdekileri    

Aydinliklarimizdan güç alalim  
Karanligi bir kasik suda bogalim    

25.01.2006-Izmir

 

<embed src='http://www.antoloji.com/siir/media/34/www_antoloji_com_1113934_491.MP3' type='audio/mpeg' loop='true' autostart='true' height='25'>

&

YENİ KİTABIM ALFABETİK DUYGULAR

YAKINDA ÇIKIYOR

&

-----------------

ALFABETİK DUYGULAR

 

Alfabetik düşündüm
Lügatteki kelimelerle
Fikir dans etti beyinde
Alfabedeki harflerle
Beni ben yapanları
Eledim sık dokudum
Tuttum özünü aslını
İyiliğe güzellik kattım
Kelimelerin eşliğinde

Duygular kabardı gönülde
Umudu taşıyan nağmelerde
Yeni bir gün doğacak bekle
Güneşin karardığı her yerde
Unutulan insanlığın özünde
Lakin bekleniyorsun sende
Ansızın doğacak güneşte
Rüzgârın fısıldadığı beste

 

 

OTOKRİTİK

YENİ ÇIKTI

 

BİR MÜSLÜMANIN

GELENEKTEN

BİLİNCE

GEÇİŞİNİ

ELE ALIYOR

(DÜZ YAZI)

 

 

SES DOSYALARI 3GP FORMATINDA KAYITLIDIR DİNLEMEK İÇİN TOTAL WİDEO CONVERTÖR VEYA BS PLAYER ÇALIŞTIRIN

3GP SES DOSYALARI CEP TELEFONLARI İÇİNDİR. DOSYALARI CEP TELEFONLARINIZA YÜKLEYEREK DİNLEYEBİLİRSİNİZ

 

OTOKRİTİK

(kitabı üzerine bir radyo konuşması

indirmek için tıklayınız)

 

İndir; konuşma

 

KUR'AN OKUMALARI

(İnternet üzerinden yaptığımız Kur'an okumalarının ses kayıtlarıdır isteyen indirerek dinleyebilir)

MEKKİ SURELER

001 - Alak - kalem suresi

002 - Müzemmil suresi

003 - Müddesir - Fatiha suresi

004 - Tebbet - Tekvir - Ala suresi

005 - Leyl - Fecr suresi

006 - Duha - İnşirah - Asr suresi

007 - Adiyat - Kevser - Tekasür - Maun suresi

008 - Kafirun - Fil Suresi

009 - Felak - Nas - İhlas - Necm suresi

010 - Abese - Kadir suresi

011 - Kadir - Şems - Buruç - tin - kureyş suresi

012 - Kariya - Kıyamet - Hümeze suresi

013 - Mürselat - Kaf - Beled - Tarık suresi

014 - Kamer - Sad suresi

015 - Araf suresi

016 - Cin - Yasin suresi

017 - Furkan suresi

018 - Fatır suresi

019 - Meryem suresi

020 - Taha suresi

021 - Vak'a suresi

022 - Şuara suresi

023 - Neml suresi

024 - Kasas suresi

025 - İsra suresi

026 - Yunus suresi

027 - Hud suresi

028 - Yusuf suresi

029 - Hicr suresi

030 - Enam (1) suresi

031 - Enam (2) suresi

032 - Saffat suresi

033 - Lokman suresi

034 - Sebe suresi

035 - Zümer suresi

036 - Mümin suresi

037 - Fussilet suresi

038 - Zuhruf - Duhan suresi

039 - Casiye - Ahkaf suresi

040 - Zariyat - Gaşiye suresi

041 - Kefh suresi

042 - Nahl suresi

Nahl eki

043 - Nuh - İbrahim suresi

044 - Enbiya suresi

044 - Enbiya suresi ek

045 - Müminun suresi

046 - Secde - Tur - Mülk suresi

047 - Hakka - Meariç - Nebe suresi

048 - Naziyat - İnfitar - İnşikak suresi

049 - Rum suresi

050 - Ankebut suresi

051 - Mutaffifin suresi

MEKKİ SURELER ARA DEĞERLENDİRMELERİ

052 - Değerlendirme (1)

053 - Değerlendirme (2)

054 - Değerlendirme (3)

 

MEDENİ SURELER

055 - Bakara (1)

056 - Bakara (2)

057 - Bakara (3)

058 - Bakara (4)

059 - Bakara (5)

060 - Bakara (6)

061 - Enfal

062 - A-Li İmran 1

063 - A-li İmran 2

064 - A-li İmran 3

065 - A-li İmran 4

066 - Ahzap

067 - Mümtehine, Nisa 1

068 - Nisa 2

069 - Nisa 3

070 - Nisa 4

071 - Nisa 5

072 - Zilzal, Hadid, Muhammed

073 - Rad, Rahman sursi

074 - İnsan. Talak, Beled, Haşr

075 - Nur

076 - Hac

077 - Münafigun, Mücadele, Hucurat, Tahrim

078 - Teğabün, Saff, Cuma, Fetih

079 - Maide 1

080 - Maide 2

081 - Maide 3

082 - Maide 4

083 - Maide 5

084 - Tövbe 1

085 - Tövbe 2

086 - Tövbe 3

087 - Tövbe 4

 

SESLİ ŞİİRLER

 

(Önemlidir, indir komutu ile gelen link, mozilla'dan açılırsa seslendirme kendiliğinden olmaz. İndir komutuyla gelen linki internet explorer ile açıldığına şiir sayfası otomatik olarak seslendirme yapar)

--------------------------

Dinle / İndir Kaybolmak

Dinle / İndir Mekansız

Dinle / İndir Asa

Dinle / İndir İçim ürperiyor...

Dinle / İndir Yıl 2051

Dinle / indir Haydi gel

Dinle / İndir Siyah beyaz

Peki / İndir Peki Ne olacak?

Dinle / İndir Nasıl anlatsam ki?

Dinle / İndir Üçüncü gün

Dinle / İndir Yerin dibi

Dinle / İndir İnanmak

Dinle / İndir Güneşin gözleri

Dinle / İndir Salkım Saçak

Dinle / İndir Ben buradayım

Dinle / İndir Deli / Divane

Dinle / İndir Ne demeli?

Dinle / İndir Kaybettiğim

Dinle / İndir Yılan

Dinle / İndir Gezinti

Dinle / İndir Gel dostum

Dinle / İndir Bilirim

Dinle / İndir Yine

Dinle / İndir Gülümse

Dinle / İndir Gölgeler

Dinle / İndir Bir damla

Dinle / İndir Sen kaldın

Dinle / İndir Barış

Dinle / İndir Yolculuğum

Dinle / İndir Alıştım artık...

Dinle / İndir İç İçe...

Dinle / İndir Yakaladı beni

Dinle / İndir Duyuyorum

Dinle / İndir Kurban

Dinle / İndir Bumerang

Dinle / İndir Kendimi dinliyorum

Dinle / İndir Ağlamayı bıraktım artık

Dinle / İndir Tarifi tarifsiz

Dinle / İndir Elime

Dinle / İndir Orada olsaydım

Dinle / İndir O gün gelecek

Dinle / İndir Solucan

Dinle / İndir Kıymet

Dinle / indir Değsin

Dinle / İndir Aşk düştü Yüreğime

Dinle / İndir Karanlık

Dinle / İndir Yanardönerler

Dinle / İndir Yok olsam

Dinle / İndir Kış ortasında

Dinle / İndir Öylesine işte....

Dinle / İndir Tutarsızlıklarım olmasa

Dinle / İndir Deli Rüzgar

Dinle / İndir İstismarcı

Dinle / İndir İzler

Dinle / İndir Hüzün

Dinle / İndir Anırmak

Dinle / İndir Kargalar

Dinle / İndir Puslar

Dinle / İndir Taş / Gedik

Dinle / İndir Emin adımlarla

Dinle / İndir Anadan doğma

Dinle / İndir Ayrılık

Dinle / İndir Ben barış

Dinle / İndir Çaba

Dinle / İndir Gecede çevre

Dinle / İndir Ol - Be

Dinle / İndir Silik

Dinle / İndir Yılgın

Dinle / İndir Senin Yolunda

Dinle / İndir Beni ben diye

Dinle / İndir Hodri meydan

Dinle / İndir Dostum

Dinle / İndir Anahtar

Dinle / İndir Ay Yarıldı

Dinle / İndir Alışamam

Dinle / İndir Asıldı

Dinle / İndir Ayın Karanlık yüzü

Dinle / İndir Gün dönecek

Dinle / İndir Gece gün doğmadı

Dinle / İndir Gerçekledim

Dinle / İndir Görmediğim Gün

Dinle / İndir Güneş Yanıyor

Dinle / İndir Kestirme

Dinle / İndir Kıblesi

Dinle / İndir Kulağıma

Dinle / İndir İndir

Dinle / İndir Islak Bakan Çocuk

Dinle / İndir Müjdeler olsun

Dinle / İndir Ne yapsam ki?

Dinle / İndir Renk

Dinle / İndir Oku adam ol

Dinle / İndir Pimi çekilmiş anılar

Dinle / İndir Seninim

Dinle / İndir Suyu taşladım

Dinle / İndir Su

Dinle / İndir Sere Serpe

Dinle / İndir Yapraksı Düşler

Dinle / İndir Vuslat

Dinle / İndir Şişeledim

Dinle / İnir Yaprak ve dal

Dinle / İndir Çelişkiler içinden

Dinle / İndir Bilimcimdeki şair

Dinle / İndir Çiçekler

Dinle / İndir Hizmetkâr

Dinle / İndir Güzellikler kadar

Dinle / İndir İçimden

Dinle / İndir Hoyratça

Dinle / İndir Can kardeşim

 


 

 

 

Antoloji'de Mehmet Çoban

 

Linkinizi Ekleyin MANOWAR    
Bu site SECIN.COM - Arama Motoruna kayıtlı, ya sizinki? Site-Ekle.Com
arama AramaniA=Arama Motorunuz Sitemiz WebKuyusu.com'da kayıtlıdır.  
Web-arama.COM internet Rehberi Toplist100.Net  
Aradur.com | Arama motoru Dizin Arama Motoru